Level: 53 [    ]
Paylaşım: 660 / 1320
Güç: 1883 / 13109
Tecrübe: 81%
|
Kalmuk hanı Kongurbay gevşeyip oturan bahadır Manas'ın omuzuna iki eliyle baltayı indirdi.
Bahadır manas yere serildi.
Yıkılmış dağın çıkarabileceği sese benzer bir sesle korkup uynandı Acıbay. Bahadır Manas'a gelip baktı ki, Manas yerde uzanmış yatıyordu. Etrafına bakında, kara oyuktan bir karaltı kaçmaya çalışıyordu. Acıbay ata binerek kaçan karaltıyı mızraklı vurdu.
Kongurbay kanatlı atını kaleden atlatıp kaçaken kendini kaybedip bir hendeğe düşmüştü.
Bekleyip duran Şuykuçu kimseye sezdirmeden herifi çukurda besledi, üç öğün yemeğini verdi. İlaçla tedavi ederek sönen ateşini tutuşturdu, ölen canını diriltti. Büyücü Şuykuçu, Kongurbay iyileştikten sonra onu müslüman kılığında giyindirip eline değnek verdi. O, halktan sadaka isteyerek, dilenci kılığında oradan çıktı.
Er Kongurbay, Kakançin halkına Manas'ı geberttim diye haber verdi.
Han Manas'ın yarısını gören Almambet şaşırdı.
"Lanetli dünya, dostım Manas varken nice yiğitleri yola getireceğim diyordum. Çin değil, dünyayı ele geçireceğim diyordum. Sıkıştırıp gelen ordu olsa da yanımda Manas vaken gök ile yerin ortasını toz duman edeceğim diyordum." Almambet iki gözünü kırpmadan yaş döküp, Çin'in bin çeşit ilacını getirtip hen gün ilaçladı. Kan kaybından sararan Gök yeleli kurdun içeceğine kavutu ilave ederek kaynatıp verdi, kısrağın karın yağını yarasına sürerek ağrısını giderdi. Onu eski haline getirip ata bindirdi. Bahadır Manas iyileştikten sonra o biricik oğlunu görsün diye bol erzak hazırlatıp binlerce askerle birlikte kimseye bildirmeden onu büyük Talas'a yolcu etti.
Atlarını esirgemeden yol yürüdüler. Günler geçti. Arslan Manas: "Geçenlerde halka Pekin'i itaat ettirdim diye haber göndermiştim, bugün başına balta yiyip, Çinlilerden korkup altın gümüşünü yağmalayıp kaçıp gelmiş demezler mi millet? Takdirim gelmişse öleyim. Ne olursa orduyla beraber olayım" diye düşündü.
Kahraman yiğit ordusunu durdurup karargahta kalan askerlerden haber bekledi.
Durdurulan kalabalık asker etrafına taştan barikat kurup, herkes bir keçe evi dikip dinlendi.
Pekin'deki Çin ordusu harekete geçip, dört taraftan gelerek Han sarayını kuşattı.
Han sarayında davul vuruldu, kırmızı sancak taşıyan Kırgızlar kalabalık düşman ordusunu kumluk çölde karşıladılar.
Bu sefer de kanlı savaş oldu. Tet tek dövüşler olmadı, ineğin üzerindeki tüyler kadar fazla olan iki ordu birbirine girdi. Dağlar birbirine çarpılmış gibi gümbür gümbür ses çıkarıyordu.
Korkunç gürültüyle yeryüzü sarsılıyordu, kanlar nehir gibi akıyordu. Güneş yüzü görünmüyordu. Kırgız ile Çinli birbirinden farkedilemiyordu. Mızraklar parçalanıp atların belleri kırılmuştu. Yiğitler yerde karınca gibi dizilmiş yatıyorlardı, cesetler dağ gibi olmuştu.
Bugan gördüğün yarın yok, bu dünya işte böyle bir bok imiş.
Kahraman Manas'ın dayanacağı yiğitler olmasa da, su iç dese zehir içen, börk al dese baş alan, kan dök dese midesini boşaltan, uzatanı geri çevirmeyen, hiçbir şeye aldırmayan, oktan, ölümden kaçmayan, düşmanı görse geri çekilmeyen kırk çorası gittikçe çoğalıp sel gibi gelen düşmana direndi. Başa felaket geldiğinde cesur yiğitler hiç dinlenmeden, uyumadan, gündüz soluk almadan, gece durup kalmadan dövüştüler.
İçecek bir yudum suyu bulunmayan çölde dokuz gün savaş oldu. Yaralanmayan yiğit, ayakta durabilen at kalmadı.
Kırk hanlı Çinliler bitecek gibi değildi, öldürdükçe çoğalıyordu, güçleniyordu. Çinlilerin bir inek tüyü kadar çokluğuna önce pek aldırış etmeyen Kırgızların yiğitleri kendi aralarında şöyle konuştular:
"Bitecek derken bitmeyen, inatçı Çinliler yıkıp savuran sel gibi imişler."
Kırgız askerleri şaşırmış ne olacak böyle diye düşünüyorlardı. Öndekiler ölmüş arkadakiler manas'a doğru kaçmaya başlamışlardı. Tam bu sırada kaplan gibi yiğit olan Almambet hünerini gösterdi. Vadiye yağmur dolu yağdırıp bulutla yeryüzünü örttürdü, yazı kışa çevirdi.
Yalın giyinen Çinliler soğuktan Kırgız ordusuna saldıramadı.
Kırgız ile Çin ordusunun savaştığı yere uçan kuşların kanatının yandığı İt-Ölbös denen çöl idi.
Dizkapağı kadar bir dağı, eyerin oyuğu kadar bir çukuru, içecek bir yudum suyu, yolup yiyecek bir otu olmayan kırk günlük yol idi.
İt-Ölbös çölünde yeniden kan kokmaya başladı. Uçan kuşlar hel'k oldu, bembeyaz taşlar kızardı.
Kırgızların yiğitleri vur kaç savaşı yaparak çekildiler.
Vur kaç savaşı yaparken üç kahraman Çubak, Sırgak ve Almambet tek tek girip arslan gibi kükreyerek atlarına kamçı çalıp, sağ sola bakmadan, öleceklerini düşünmeden, canlarına hiç acımadan, yaralanmalarına aldırmadan, çarpışmakla yorulmadan, dövüşmekten kaçınmadan, Çinlilere boyun eğmeden günlerce vuruştular.
Almambet'in askerleri, bahadır Manas'ın yanına ulaştılar. Bahadır Manas Çin'e mahsus gelip nasıl kaçıp gideceğim diye başını çevirip duruyordu, peşinden yetişen üç bahadırı gördükten sonra çok sevindi.
Yarasına aldırmadan, ölümü hiç düşümeden, belini sıkıca bağladı. Gayrete gelip düşmanın karşısına çıkan Han Manas'ı gören Kırgızlar utanıp karşılaştıkları düşmanı öldürmek için tekrar savaşa girdiler.
"Bahadırlar, başınızı kaldırın! Namusunuzu koruyun!" dedi Manas bağırarak.
Çinlilerin dalgalanıp yürüyüşünden toprak toz duman oldu, gökyüzü gözükmez oldu. Etraf gürültüyle sarsıldı, atların kişnemeleri, kılıçların, kalkanların birbirine vuruluşu, insanların, atların inlemeleri yankılanıyordu.
"Manas! Manas!" diye duyulan parola Kırgızlara cesaret ve güç veriyordu.
Gaddar Kongurbay kalabalık Çinli, Mançu ve Kalmukları hayvan gibi dövüp kavgaya sürükledi. Bu sefer nice nice yiğitler helak oldu, nice atlar eğersiz, sahipsiz kaldılar. Atlar kızıl kanla boyanan çölde yıkılan yiğitlerin arasında dolaşarak acı acı kişnedi.
Her iki tarafın ordusu kuvvetten düşerken Kalmuk hanı Kongurbay bir hile düşündü.
Han Manas'ın önüne beyaz bayraklı Çin elçisi geldi.
"Han Manas'ı, ölümden çekinmeyen savaşçı olduğumuz anlaşıldı. Han Kongurbay yedi günlük süre istiyor. İl yöneten Han Karahanla akıl danışalım. Ölen yiğitlerin cesetlerini toplayalım. Artık sizi Büyük Pekin'e götürüp altın taç giydirip ulu han yapalım" dedi.
Bahadır Manas elçinin yalvarışına inanıp Çin ordusuna yedi gün süre verdi.
|